Mükemmelliğin Gölgesinde Kaybolmak
Bazen farkında bile olmadan kendimizi öylesine zorluyoruz ki…
Her şeyin en iyisine sahip olma isteğiyle, elimizdekilerin kıymetini göremiyoruz.
Özellikle sosyal medya… Fotoğraf kareleriyle adeta yeni bir kimlik yaratma yarışındayız.
O kadar kapılmışız ki bu görünüş çabasına, bizden farklı –belki daha sade, daha doğal– birini gördüğümüzde hemen yargılamaya başlıyoruz.
Bir fotoğraf bize o kişiyi “basit” ya da “yetersiz” gösterebilir.
Ama belki de o, bizden çok daha huzurludur.
Biz, dışarıya “kusursuz” görünmeye çalışırken, içimizdeki en küçük mutlulukları bile ıskalıyoruz.
Ne giydiğimiz, nerede olduğumuz, hangi açıdan göründüğümüz…
Tüm bunlar, gerçek yaşamın önüne geçmiş gibi.
Ve belki de en çok şu sorularda yakalıyoruz kendimizi:
“Acaba bu fotoğrafta gözüm nasıl çıkmış?”
“Saçım iyi durmuş mu, yamuk mu olmuşum?”
“Bir efekt ekleyeyim, daha havalı görünsün…”
Farkında mısınız?
O kadar çok kaptırmışız ki kendimizi bu “görünme” meselesine,
bir noktada kendi benliğimizi unutuyoruz.
Doğallığımızı, içtenliğimizi, özümüzü bir kenara bırakıp,
bir görselin peşinden koşuyoruz.
En kötüsü de şu:
Kendi kendimizin en sert eleştirmenine dönüşüyoruz.
Her karede, her paylaşımda kendimizi sorgulayıp kıyaslıyor,
sahip olduklarımızdan keyif alamaz hâle geliyoruz.
Ve evet, belki çok daha fazla bilgiye sahibiz,
belki daha kültürlüyüz…
Ama o “basit” insanların sahip olduğu, içten bir kahkahamız eksik.
Çünkü onlar sadece yaşıyor.
Biz ise görünmeye çalışıyoruz.