Siyah Zambak
Çok eski zamanlarda, sihirli diyarı sadece tek bir ailenin yönettiği dönemde, o ailenin bir kız çocuğu olmuş. Tek varisleri, hayattaki en değerli varlıkları oymuş. Bilirsiniz ki sihir varsa lanet de vardır.
Masal’ın 1 yaşına bastığı gece saraya baskın yapıldı. Başında herkes birbirindeyken lanet gizlice odaya girdi ve küçük kızın kaderini değiştirdi.
Masal’ın laneti 5 duygudan oluşuyordu: Aşk, korku, huzur, hayal kırıklığı ve neşe. Bu duyguların her birini hissettikten bir süre sonra unutacak ve hayatından tamamen silinecekti; ama daha kötüsü, son duyguyu da yaşadıktan sonra Masal diyardan yok olacaktı.
Bunu öğrenen ailesi, kızlarını hayatı boyunca hiç hayal kırıklığına uğratmayacaklarına söz verdiler. Diğer duygular için söz veremediler çünkü kızlarını mutlu etmek istiyorlardı.
Bu sözlerinin üstünden yıllar geçti. Masal, hayal kırıklığı ve aşk dışında bütün duyguları yaşadı, deneyimledi. Ne yazık ki o duyguları yaşadığı için unuttu, hissizleşti.
Laneti ve o lanetin nasıl yok edileceğini ailesi çok küçükken ona anlattı. Diyarın diğer tarafındaki Ruhsuzlar Mağarası’nda saklanmış olan siyah zambaklara ihtiyacı vardı. Bir tek o çiçekler kaldırabilirdi kızın lanetini.
Masal 18 yaşına geldiğinde kendini buna hazır hissetti ve yola çıktı. Atıyla ilerlerken kendini bir anda yerde buldu. Bir yarası yoktu ama bileğini incitmişti. O sırada yanına atın üstünde siyah saçlı, buğday tenli bir çocuk geldi; atından indi. Masal geri çekildi.
Sonra çocuk ata doğru ilerledi; atın toynağına cam saplanmıştı, onu yavaşça çıkarttı. Kendi atının eyerine bağladığı çantasını aldı; içinden bir merhem, bir parça da bez çıkardı. Atın toynağına sardı.
Sonra Masal’a kendini tanıttı. Masal’ın gerginliği azalmıştı, o da kendini tanıttı. Çocuğun adı Araz’dı. Araz, Masal’a yolculuğuna şimdi devam edemeyeceğini, atının biraz dinlenmesi gerektiğini söyledi.
Beraber bir nehir kıyısına yaklaştılar ve bir süre dinlenmeye karar verdiler. Araz, Masal’a ne için yola çıktığını, nereye gideceğini sordu. Masal biraz çekinse de üstünkörü anlattı mevzuyu.
Araz, kendi yolunun da Ruhsuzlar Mağarası’na doğru olduğunu, beraber gidebileceklerini söyledi.
Yola çıktılar. Bu yol sürecinde daha da yakınlaştılar. Yoldayken Ruhsuzlar Mağarası’na Masal’la birlikte gitmek istediğini söyledi. Masal bunu kabul etti.
Varmalarına yarım günden az kalmıştı. Bir mola daha verdiler. Araz, Masal’ın uyuduğunu düşünerek kendisi de uyudu ama Masal uyanıktı. Biraz Araz’ı izledi, onun hakkında düşündü.
Daha önce hissetmediği şeyler hissettiğini fark etti; aşık oluyordu. Daha çok düşünmek istemedi ve uykuya daldı.
Sabah oldu, uyandılar ve tekrar yola koyuldular. Yol bitmişti; tam anlamıyla Ruhsuzlar Mağarası’nın önündelerdi. İçeriye girmeden önce Araz, güvenlikleri için içeri bir taş attı. İçerideki yarasalar hızla yukarı doğru uçmaya başladılar.
Mağara boşalmıştı. İçeri doğru ilerlediler. Mağaranın yolu yer altına doğru inmeye başlayınca atları dışarıda bıraktılar.
Masal, Araz’a bunu yapmak zorunda olmadığını söyledi ama Araz kabul etmedi; onu tek bırakmayacağını söyledi ve ilerlemeye devam ettiler.
Mağaranın en aşağısında, yukarıdan güneş ışığının vurduğu bir gölet vardı; onun ortasında ise siyah zambak vardı. Masal koşmaya başladı, az kalsın gölete düşecekti.
Araz onu tuttu ve geriye doğru çekti. Araz yavaşça çiçeğe uzandı ve onu aldı. Masal tam çiçeği alacakken Araz, çiçeği göletin arkasındaki boşluğa bıraktı.
Çiçek karanlığın içinde yok oldu. Masal şoktaydı, gördüklerine inanamıyordu. Aşık olduğu insan, az önce onu kurtaracak tek şeyi yok etmişti.
Masal çok şey söylemek istedi ama ağzından sadece “Neden?” kelimesi döküldü. Araz çok mutlu gözükmüyordu ama özür de dilemedi. “Eğer bir lanet yazıldıysa gerçekleşene kadar durmaz Masal,” dedi.
Masal hâlâ şoktaydı, anlayamıyordu. Kalbinde bir ağrı hissetti, olduğu yere sindi. Araz ona yaklaşmaya çalışsa da Masal buna izin vermedi. Ayakta duracak mecali bile yoktu.
Sonra duyguları hatırladı; son kalan duyguyu da az önce yaşadı. Hayal kırıklığını iliklerine kadar hissetti. Ölümüne çok az kaldı. Son gücüyle Araz’a “Sen kimsinki?” diyebildi.
Araz’ın yüzünde pişmanlık yoktu. “Lanetin başlangıcı,” dedi. Masal son nefesini verene kadar başında bekledi.
Tamamen hayatını kaybettiğinde ise onu aldı ve gölete bıraktı. Sonra siyah bir dumana dönüştü ve gözden kayboldu.
Araz başlangıç değildi, lanetin ta kendisiydi. Bu yüzden yolundan hiç şaşmadı ve hedefini gerçekleştirdi. Laneti başlatan, laneti bitirdi.