Nigargîrî 4

İçimde bir ev var. Duvarları dökülmüş, çatısı yer yer çökmüş… Ama hâlâ ayakta. Her odasında bir anı, her çatlağında bir sızı saklı. Kimsenin bilmediği koridorlarında yürüyen ayak sesleri hâlâ yankılanıyor zaman zaman. Kimse duymuyor ama ben duyuyorum, yalnızca ben…

Bazen geceleri, o evin penceresinden içeri sızan rüzgârda çocukluğumun sesini duyuyorum. Bir kahkaha gibi gelip geçen, sonra sessizliğe karışan… O evde çok şey oldu. Kırılan hayaller, ansızın giden insanlar, susulmuş cümleler… Ama en çok da sabreden bir yürek vardı orada, hem de çatlarcasına sabreden. Duvarlara sinmiş bir direnç, kimse görmese de çatlamamaya yeminli bir inat.

Ben içimdeki o evi yıllarca terk edemedim. Kapılarını kilitleyip gitmek istedim ama dönüp dolaşıp yine hep aynı eşikte buldum kendimi. Çünkü bazı evler öyle kolay gidilmez, aynı bazı acıların unutulmayıp sadece alışıldığı gibi… Ya da bazı insanların gitse de hep senin içinde yaşamaya devam ettiği gibi. Hani olur ya, adını anmasan bile…

Bazen öyle sessiz ki bu ev, kendi kalp atışını duyuyor insan. Ama ben öğrendim, sessizlik bazen en yüksek sestir. Orada, o sessizlikte büyüttüm içimdeki o kalbi kırık küçük kız çocuğunu. Her kırılmış eşyanın arasında bir parçamı buldum. Ve her seferinde, tozlu raflardan bir umut silkeleyip elimde kalanlarla yeniden kurdum içimdeki hayatı.

İnsan her anıyı süsleyemez. Zaten süslü olanları koyar bir ömür gönül penceresine. Ama acı olanlar… Onlar hiç geçmez. İnsan, acı hatıralarla da yaşamayı, yeri gelince onlara bile sarılmayı öğrenir.

Benim evim de öyle… Ne süslü ne sağlam. Ama benim işte. Gönül penceremin pervazında en güzel anlarım, anılarım bir saksı çiçeği misali. Ve hiç geçmeyen yaralarım, acı hatıralarım… Üzerine kırk kilit vurup sandıklara bassam da yeri gelince kendi ellerimle çıkarıp sarılıp ağladığım.

İçimde bir ev var. Ve ben hâlâ orada yaşıyorum.
Yıkılmadım diye değil, içimdeki o küçücük kız çocuğu yıkıla yıkıla oraya sığındı diye.

O küçücük elleriyle her sabah kendini yeniden inşa ediyor. Her çatlağa bir umut sıva gibi çekiliyor. Her boşluğa bir dua bırakılıyor. Biliyorum, dualarım kabul olduğu gün büyümüş ve başarmış olacak. Biliyorum, bu ev; bahçesinde çiçekler açan, ağaçlarında umudun meyveleri yeşeren, denize kıyısı olan, patika bir yoldan sonsuz mutluluğa çıkan bir ev olacak. Biliyorum…

Benim umudum hâlâ var, vesselam.

Bu yazıyı oylar mısınız?
[Toplam: 1 Ortalama: 5]

Yazar

  • Zehra AYDIN

    Merhabalar,
    Ben Zehra Aydın. 31 yaşındayım.
    Sosyal Hizmetler Danışmanlık mezunuyum.
    Edebiyata olan ilgisi bambaşka boyutlarda olan bir öğrenci ve içinde yazmak hep hasret kalmış bir çocuğun büyümüş haliyim...

    Yazmak hayaliyle yaşamış ve yaşayan bir birey olarak hayatıma devam ediyorum.
    TB Blog'ta yazmak ise benim için bu hayali gerçekleştirme yolunda kaçınılmaz bir fırsattı. Umarım burda başlayan yolculuğumuz uzun yıllar daha güzel işlerde ve daha güzel yerlerde devam eder.
    Saygılarımla...

Zehra AYDIN

Merhabalar, Ben Zehra Aydın. 31 yaşındayım. Sosyal Hizmetler Danışmanlık mezunuyum. Edebiyata olan ilgisi bambaşka boyutlarda olan bir öğrenci ve içinde yazmak hep hasret kalmış bir çocuğun büyümüş haliyim... Yazmak hayaliyle yaşamış ve yaşayan bir birey olarak hayatıma devam ediyorum. TB Blog'ta yazmak ise benim için bu hayali gerçekleştirme yolunda kaçınılmaz bir fırsattı. Umarım burda başlayan yolculuğumuz uzun yıllar daha güzel işlerde ve daha güzel yerlerde devam eder. Saygılarımla...

You may also like...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir