Hira’m
Senden sonra da seninle kalabilseydim keşke.
Göz bebeklerinin içine doğru derin bir yolculuğa çıkıp
dalabilseydim sonsuz boşluğa.
Siyahın en koyusunu sende görseydim de
beni oraya saklayabilseydin
Ya da seni bana bıraksaydın,
bir miras gibi omuzlarıma yükleseydin bu serveti.
Seni gördüğüm günler için yıldız tutsaydım,
bir, iki ve üç…
Seni o kadar çok görseydim ki
yıldızları saymayı unutsaydım.
Keşke ben de
seninle senin yanında olsaydım.
Sen, şimdi senliğinin değerini anlayamazsın.
Keşke Hira’m,
senin benimle olan masalında
hiç ‘keşke’ olmasaydı.
Sen olsaydın,
sen ve ben olsaydık.
Sen ve ben…
Bu kadar yakın
ama o kadar uzak.
Sen de iyi bak bu şiire;
yazarken kalem, kâğıtla olan tutkusunu sorguladı.
O kadar uzaktayız ki,
bu kadar yakın olmamız ağır gelmiş olmalı ki
şiir yazdırıyor bana.
Ve ‘sen’ kelimesi
ilk defa bu kadar dolu;
içinde bir kalp, bir sevda
ve bir kardeş taşıyor.
Ben ise o kelime yokken gurbetteyim.
Evet, yerimden ayrılmadım hiç,
zira yerim benden ayrıldı.
Sonra tanıdığım bir tek duvarlar kaldı.
Ama biri bir diğerini sevdiğinde
yan yana sayılıyorsa,
hiç ayrılmadı say bizi.
Say Hira’m…
Bundan sonra yıldızları sen say,
seni saymak bana kalsın.
Seninle birlikte.