Sonun Başlangıcı
Çok eski zamanlarda, yıldızların en parlak olduğu diyarlarda iki krallık varmış. Bu krallıklar arkadaştan öte, kardeş gibilermiş. Halkları, birbirleriyle huzur içinde yaşarmış ama her huzurun bir sonu varmış. Krallıkların aynı anda aldıkları haber, diyarın üstüne kara bulutlar gibi çökmüş. Bu diyarın huzurla yaşaması için krallıklara ihtiyaçları varmış ama soylarının devamının olmayacağını öğrenince asıl karmaşa o zaman başlamış.
Bir yıl gibi bir süreçte, iki krallığın da denemediği şifa kalmamış. Son çareyi karanlıkta, kötü tarafta aramaya karar vermişler. Bilmiyorlardı ki asıl karanlık o zaman çökecek. Karanlığa gittiler, yardım istediler. İki krala yakışmayacak kadar acizce, kötülükten medet uman iki kral. Anlaşma yapıldı, kanla mühürlendi. Onlar da bilirdi karanlığın sonunda karanlık olduğunu, ama çaresizlik kör etti bütün aydınlıkları.
Büyü tuttu, çocuklar dünyaya geldi. Anlaşma maddeleri her geçen gün gizli tutuldu. Zannediyorlardı ki karanlıkla anlaşmayı bozabilirler, yanıldılar, hem de çok yanıldılar. Anlaşma düşündükleri gibi değildi. Çocukları isteseler de farklı dünyalarda büyütsünler, karanlık kaderi değiştirdi, birleştirdi onların kaderini.
Bu varisler, ailelerinden habersiz görüştüler, her geçen gün birlikte büyüyüp birlikte öğrendiler her duyguyu, her tecrübeyi. Zamanla aşık oldular. Onların haberi yoktu, ama ikisinin hikayeleri önceden yazılmış, sonları halkın dilindeydi: Sonay ve Sina’nın ulaşılmaz kaderleri.
Kendi isimlerini sadece benzerlik sanan iki genç varis, ailelerine birbirlerinden bahsettiler. Krallıklar, umulduğu gibi, karşı çıktılar bu duruma, ama kader çizgisi bu, bozamazdınız. Varisler beraber diyarı terk etmeye karar verdiler. Özellikle ayın en güzel olduğu geceyi seçtiler, dolunay gecesi şans getireceğine inandılar, yıldız varisleri. En büyük şanssızlıkları olacaktı o kanlı dolunay.
Gece yarısı oldu, varisler yola çıktı. Ruhlar Nehrinin yanında dinlenmeye karar verdiler. İkisi de derin bir uykuya daldı. Sina uyandığında, sevdiği kızın yavaşça yok olmaya başladığını gördü, kabus zannetti, aslında bir bakıma öyleydi, onun tek kabusu bu olacaktı. Sonay ellerinden kaydı ve yavaşça yok oldu, hiçbir şey yapamadı. Sina tutamadı sevdiğini, ay ışığına karıştı ay yüzlü sevgilisi.
Tekrar bir uyku bastırdı, yani Sina onu bir uyku sandı. Kendisi de yavaşça yok olmaya başladı, huzurluydu, çünkü yaşamanın daha fazla bir anlamı yoktu. Nehrin suyuna doğru karıştı ruhu.
Gerçek hayatta kavuşamayan iki aşık, ay ışığı nehrin suyuna her vurduğunda tekrar tekrar kavuştular. Zamanında hiç anlamamıştı iki varis de o nehire neden Ruhlar Nehri dendiğini, ama kader biliyordu olacakları, nehir bile kendi adını kendi yazmıştı.
İmkansız bir hikayenin sonu, ama Yıldızlar Diyarında imkansız diye bir şey yoktur. En parlak yıldızlar hep yol göstersin size.