Enkaz Hâlâ İçimizde
Üç Yıl Sonra: Enkaz Hâlâ İçimizde
Bu satırları yazabilmek için kalemi elime almam üç yıl sürdü.
Kolay olmadı.
Çünkü bazı acılar zamanla geçmez; sadece sessizleşir.
6 Şubat 2026…
Zaman ilerledi ama takvimler 6 Şubat’ ta kaldı.
Günlerden 6 Şubat 2023’ tü.
Bir gecede sadece binalar değil, hayatlar çöktü.
Ve biz, o geceden sonra hayata kaldığı yerden devam edemedik.
Çünkü devam edilecek bir yer kalmamıştı.
Oradaydım.
6 Şubat depremlerinde görev aldım.
Ama görev kelimesi, o gün yaşananları anlatmaya yetmez.
Biz saatlerle değil, nefeslerle yarıştık.
Zamanı değil, umudu kazmaya çalıştık.
Ezbere bildikleri sokaklara yabancı döndü insanlar.
Ev diye bildikleri yerlerin yerinde boşluk vardı.
Bir televizyonu değil,
o televizyonun karşısında kurulan gelecek hayallerini kaybetmişlerdi.
Bir masayı değil,
o masada gözleri ışıldayarak anlatılan yarınları…
Anneler, çocuklarının okul kıyafetlerini bir gece önce yıkamıştı.
Çocuklar erkenden yatmıştı.
Babalar sabaha alarm kurmuştu.
Ama o gece güneş doğmadı.
Gökyüzü çöktü, karanlık indi, zaman durdu.
Enkazın başında ilk duyduğum cümleyi hâlâ unutamıyorum:
“Sesimi duyan var mı?”
Bu bir soru değildi.
Bu, insanın hayata son tutunuşuydu.
O sesi duyduğunda dizlerin titrer.
Koşarsın ama yetişip yetişemeyeceğini bilirsin.
Bazı sesler kurtuldu.
Bazı sesler sustu.
Bazılarıysa sadece kalbimize gömüldü.
Bir annenin, cansız bedenine sarıldığı evladının üstünü örtmeye çalıştığını gördüm.
“Üşümesin..” Dedi.
Bir babanın, artık duymayacağını bile bile enkaza seslenişine tanık oldum.
Bir gencin, kardeşinin ayakkabısını tanıyıp yere çöküşünü gördüm.
Biz enkazdan beden çıkarmadık.
Yarım kalmış hayatlar çıkardık.
Beraber oturdukları masadan,
beraber kalkamayan insanlar vardı.
Aynı evde uyuyan ama aynı sabaha uyanamayan aileler…
Yemek yedik.
Utandık.
Isındık.
Utandık.
Uyuduk.
Utandık.
Çünkü biz yaşıyorduk.
Ve bu bile o gün ağır bir yüktü.
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” diyen bir peygamberin ümmetiyiz.
O gün bunu sadece hatırlamadık, yaşadık.
Onlar üşüdü, biz titredik.
Onlar ağladı, biz sustuk.
Çünkü bazı acılar, konuşarak hafiflemez.
Yüzbinlerce hayal yıkıldı.
Yüzbinlerce umut söndü.
Yüzbinlerce can toprağa düştü.
Gerideyse koca bir enkaz kaldı.
Sadece şehirlerde değil, hepimizin içinde.
Üç yıl geçti.
Ama o koku hâlâ burnumda.
O sessizlik hâlâ kulaklarımda.
Bazı geceler hâlâ “Sessiz olun.” diye uyanıyorum.
Bu yazıyı yazmak bana iyi gelsin diye değil,
unutulmasın diye yazıyorum.
Bu bir kahramanlık hikâyesi değil.
Bu bir tanıklık.
Oradaydık.
Gördük.
Dokunduk.
Unutmadık.
Unutulmasına da razı değiliz.
Artık sözün bittiği yerdeyiz.
Kelimeler, yerini dualara bırakıyor.
Çünkü biliyoruz ki:
“Zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”
Biz o kolaylığı bazen bir nefeste,
bazen bir elde,
bazen sadece yalnız olmadığımızı bilmekte bulduk.
6 Şubat bitmedi.
Bitmeyecek.
Ama biz, acıyı inkâr etmeden,
hatırlayarak,
dayanışarak yaşamaya devam edeceğiz.