Karanlık His
“Zaaflarınız kadar yanar, zaaflarınız kadar acırsınız.” Şimdi bu düşüncenin akışıyla okuyun hikayeyi, belki anlarsınız o zaman hisleri.
Çocukluklarından beri beraberlerdi, birbirlerine yazılmışlardı, bu düşünceyle büyüdüler Karan ve Yıldız. Karan çok aşıktı, tahmin edeceğinizden bile fazla, ama Yıldız sadece seviyordu.
Karanın tek zaafıydı Yıldız. İkisinin de yıllardır hayal ettiği an gelmişti, dünya üzerindeki en güzel düğün onlardı.
Sadece bir kaç saat içinde birbirlerine kavuşacaklardı, ama biraz da geçmişe bakalım. Yıldızın, Karanın içine şüphe vermediği tek bir an bile yoktu.
Mutlu oldukları her anda gitmekten, yok olmaktan, kaybolmaktan bahsedip Karanın da neşesini kaçırırdı. Karan hiç bir zaman anlamadı bu davranışların sebebini, belki de görmek istemedi.
Gözleri asıl gerçekleri… Yıldızı Karanın gözünden görün, biraz da onun için Yıldız, yaralı, güzeller güzeli, anlayışlı, iyi kalpli bir melekti.
Karan hayatını onu iyileştirmeye, mutlu etmeye adamıştı. Yıldızın nasıl biri olduğu konusu tam bir meçhul. Karan yirmi beş yaşındaydı ve o yirmi beş yılın tamamında Yıldız vardı, onun yokluğunu düşünmek istemedi. Yıldıza biraz da benim gözümden bakalım: tam bir yalancıydı o.
Karanın umutlarını her an kullanan, neşesini kaçıran, kendi yokluğuyla tehdit eden biriydi. Onca yıl Karan korkusuz, şüphesiz, tek bir gece uyumadı. Düğün günü az çok tahmin edilir, ama yanlış tahmin. Yıldız ve Karan harika bir düğün eşliğinde evlendiler.
Bu evlilikten sadece beş yıl sonra Karan, stresten kaynaklı kalp krizi sebebiyle hayatını kaybetti. Stresinin sebebi de gayet belliydi: sevdiği kadını kaybetme korkusu.
Onun hayatını kaybetmesiyle sonuçlandı. Yıldızlara güvenmenin sonu budur işte, karanlık.
Doğru yolu gösterdiklerini sanarsınız, ama oyalamaktan başka bir şey değildir yaptıkları. Ve siz oyalandığınızı ancak sabah olduğunda, iş işten geçtiğinde fark edebilirsiniz. Yıldızlara değil, kendinize güvenin.