Özlemin Fark Edilmeyen Değeri
Hayat insana unutamayacağı şeyler yaşatıyor: pahalı veya ucuz, iyi veya kötü, güzel veya çirkin… Bir anın unutulmamasının sebebi ya yaşanılan yer ya da o anı paylaştığın kişilerdir. Sevdiğinin yanında olmak o anı unutturmuyor; aksine, o anın hiç bitmemesini istemek insanı özletiyor. Her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi unutulamayan anların da unutulduğu bir gün elbet gelir.
Sevmeyi sağlayan sözler unutturmuyor insanı… Bir çift gözün anlattıkları, iki dudak arasından çıkan kelimeler sevgiyi oluşturur nihayetinde. Yürünen bir sokak yürüdüğün kişiyle değer buluyor; içtiğin bir kahve 40 yıl hatırını kahvenin kendisinden değil, onu kiminle içtiysen, kiminle birkaç kelam ettiysen ondan alıyor, onunla değer kazanıyor.
Özlemenin verdiği his ise başka hiçbir şeyde bulunmuyor çünkü aranarak bulunacak bir şey değil. Aranacak bir nesne olmadığından kendini bize zorla hatırlatıyor. Her güzel şeyin bir sonu var fakat bir şey güzel diye sonunun da iyi olacağı anlamına gelmez. Tam tersi, asıl pahalılık veya ucuzluk da buradan geliyor. Sevginin unutulmamasını da sevginin varlığını da sağlayan şey aslında özlemin verdiği o acıdır.
Özlemi bitiren şey ise aslında özlediğimiz şeyin o kadar da önemli olmadığını, hayatımızdaki yerinin sadece bizim ona yüklediğimiz anlam kadar olduğunu fark etmektir. “Unutulmaz” dediğimiz, “gitmez” dediğimiz, “değişmez” dediğimiz her şeyin o anlamlara gelmesini aslında biz sağlıyoruz. “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” derler. Hayatın verdiği zevkten tutun, özlemin verdiği acıya kadar her şey zamanla değişebiliyor. Özlem kime, neye duyuluyorsa; hayatta neye nasıl bir anlam yüklüyorsan ona göre şekil değiştiriyor.
İnsan bunun farkına vardığında unutamadığı eski sevgili, yaşanan güzel anılar veya kaybedilen bir yakın… Bunların hepsi pahalı ve ucuz olarak yer değiştiriyor veya artık bir özlem olmaktan çıkıyor. Farklı duygular da bu süreci destekliyor: nefret, değişme isteği ya da gelişme arzusu gibi. Sevdiğin insana zamanla nefret besleyebilirsin ama yaşadığın güzel bir ana nefret besleyemezsin çünkü sen o anı unutamıyorsun, aslında kişiyi değil. Teorik olarak sevdiğin kişi o anın içinde olduğu için onu da anıyla birlikte unutamıyorsun.
Fotoğraflara bakıp hatırladığın şey o fotoğrafın kendisi mi yoksa fotoğrafın çekildiği yer mi? Veya en olası durum: Sen o fotoğrafın sende uyandırdığı duyguyu seviyorsun ve beynin sana o tarz bir anı yeniden yaşatıyor. Hafıza dediğimiz şey de zaten pahalısıyla, ucuzuyla ve bize bıraktığı etkiyle kendini oluşturmaz mı?
Velhasılkelam, unutmak kolay gibi görünse de ince noktayı fark etmek gerekir. Aslında unutamadığımız şeylerin bizim onlara yüklediğimiz anlamlarla var olduğunu unutmadan hareket etmek lazım. Kimse kalıcı değil, hiçbir şey aynı kalmaz; unutmayın, değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.