Manâ-yı Âla
Kâinatta ki her şey okunmayı bekleyen bir ayettir. Bazen bir manâ, kalbe ayet gibi iner.
Rüzgârın dokunuşunda Rahmân’ın merhameti, gökyüzünün genişliğinde affın kapısı vardır. Yeter ki kalp, görmeyi istesin.
Gözyaşları akarken sema titrer. Kaybolmuş ruhunla sarılırsın gölgene. Kendini yalnız hissedişler kaplar bedenini. Gözlerin kâinatı okur, beden mânâ-yı Âlâ’yı arar. Ve Arş titrer.
İnsan Neyin Peşinde?
İnsan bazen yıllarca bir şeylerin peşinden koşar. Huzuru makamda, sevgiyi insanlarda, güveni dünyada arar. Sonra bir gün anlar ki kalbin asıl aradığı şey Allah’a yakınlıktır.
Kalp, Rabbinden uzaklaştığında dünyanın en güzel nimetleri bile onu tam mutlu edemez. Fakat Allah’a yöneldiğinde, zorlukların içinde bile bir sükûnet bulur. Çünkü kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.[Ra’d 28]
Kendimize soralım:
“Allah beni bunca nimetle kuşatırken, ben O’na ne kadar yöneliyorum?”
Belki de bu soru, birçok cevaptan daha kıymetlidir.
Oku! Ama Neyle?
Gönül, ruh hep arayışta. Divane gibi manâyı arar durur. İnsanoğlu asıl mânâyı Rabbini tanıdıkça, kâinatı okudukça, insanları okudukça, kendini okudukça bulur.
Alak Suresi’nde “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” diyen Rabbin, neden okumadın demez mi? Kâinata hakikatle bakmak, kalbini okuyarak Rabbine anlayarak ulaşmaktır.
Rabbinle meşgul olanın gönlü genişler, huzurlu olur.
Kabz gelir insana; daralır, ruhu sıkılır. Dünyâyla meşgul oldukça Rabbini unutur, uzaklaşır. Ne bedbahttır Rabbini unutan…
Dünya Pazarı Dağılınca
Bu dünya değersizdir. Bugün ayaklarının altındaki topraktır, yarın üzerine örtülecek bir çatı… Ölüm kaçınılmaz bir gerçektir. Akıllı olan bunu unutmaz, hatırında tutar ve hayatını buna göre hazırlar. Kayıtsız kalan ise bu gerçeği unutup geçici dünya bağlarına sıkı sıkıya tutunur.
İnsan, şerri de hayrı istediği gibi ister. Bazen kendini olduğundan büyük görür. Malıyla, makamıyla, güzelliğiyle, bilgisiyle gururlanır. Sanki dünya onun için dönüyormuş gibi hisseder. Oysa bu âlemde gerçek kıymet; Allah katında değerli olmaktır.
Dünya pazarı kurulur, insanlar gelir geçer. Ama gün gelir pazar da dağılır, mallar da biter, ömür de tükenir. İşte o zaman insan anlar ki; kendi varlığıyla övünmek, aslında koca bir hiçliktir.
Sen, kendini cevher sanma. Cevheri değerli kılan, onu yaratan Rabbindir. Eğer kalbinde tevazu varsa, dilinde şükür varsa, secdede gözyaşın varsa; işte o zaman değerlisin. Çünkü insanı değerli yapan, Allah’a yakınlığıdır.
O yüzden kibri bırak, benliği bırak. Nefsini değil, Rabbini yücelt. Çünkü her şey fanidir, baki olan yalnız O’dur.
Kelebekleri Kovalamak Yerine Bahçe Ekmek
Az önce denk geldiğim bir cümle:
“Zamanını kelebekleri kovalamakla geçirirsen senden kaçarlar. Ama oturup da bir bahçe ekersen kelebekler sana gelir. Hadi oldu da gelmedi, en azından elinde güzel bir bahçen olur.”
Yani Rabbinin asıl dost olduğunu anladığında arayışın biter. Kovalamayı bırakırsın. Çünkü bahçen, Rabbine yakınlığındır.
Vesselam.
yazınız çok güzel kaleminize sağlık yazılarınızın devamını bekliyorum heycanla