Namütenahi
Gözlerimle süslüyorum geceyi.
Bu gece hava biraz ölüm gibi.
Biraz toprak, biraz ben…
Sence de tuhaf değil mi?
Ne ben gelebiliyorum ne de sen.
Ne ben göreyim ölümün şenlik kutlamalarını
Ne de sen bil bu resmin bana ne kadar yakıştığını.
Adımlarım geriye doğru aksın bu masalda.
Hiç yaşanmamış sayalım bu acıyı.
Olmamış farz et sen.
Sen güzel farz edersin,
Sen çok güzelsin.
Böyle, öldüğümü unutturuyorsun bana.
Nasıl yapıyorsun bunu?
Şair ediyorsun beni.
“Savaşta her yol mübahtır.” Diyorsun adeta.
Kılıçlarını kuşanmış, atının üzerinde
Bir ordu gibi ilerliyorsun vatanıma.
Ama ben bir savaşta değilim, Süveyda.
Ben bir çiçek değilim ki anlayayım seni.
Ben bir viraneyim, ben bir divaneyim bu yolda,
Senin hatrına…
Ölümü ıskalıyorum bu gece.
Bu hazdan men ediyorum kendimi.
Ölüm de taşımamıştır hiç bu güzelliği.
Ölüm de giremez arasına bu sevginin.
Kelepçeli yürekler kırlangıçları göremez.
Kendi kelepçelerime, kilitleri ben vurdum.
Tablo çok güzel inan bana.
Olmasan sen, sevmeseydim seni
Mahrum kalmaz çizerdim bu eseri.
Tıpkı bir tuvali boyamak gibi,
Kendi ellerimle, kendi resmimi…
Ama bu beni bir katil yapardı, değil mi?
Ben bir katil değilim, Süveyda.
İnan bana.
Öyle seviyorum ki seni,
Bak, bırakamıyorum bile bu kelimeyi.
Keşke şiir olmasaydı…
Keşke insanlar sevmeseydi
Art arda dizilmiş kelimeleri.
O zaman sadece “Seni seviyorum.” derdim.
Sadece bir şiir yazılmış olurdu.
Sadece bire kadar sayardık beraber.
Sen bir derdin,
Ben susardım.
O sessizlikte severdim seni.
O hiçliğe sığdırırdım.
Çünkü varlık sendin zaten.
Gözlerinden kalbime bakışlar değdi, Süveyda.
Göğsümün içine isabet etti kurşun.
Şimdi ben yaralıyım,
Sen yoksun.