Kırık Aynalar
Hiç insan aynalara küser mi? Aynalardan uzaklaşır, hatta onları kırmak ister mi? Çoğu insan için ayna, sadece dış görünüşünü yansıtan bir cam parçasıdır. Oysa benim için ayna, yıllarca maruz kaldığım zorbalığın, içime işleyen sözlerin kırık parçalarından ibaretti. Her baktığımda kendimi değil, üzerime yapışmış gibi hissettiğim o ağır yargıları görüyordum.
Zamanla, insanların sözleri zihnimde yankılanan bir kalabalığa dönüştü. Düşüncelerim, tıpkı tıklım tıklım dolu bir araç gibi, durmaksızın aynı sesleri taşıyordu. Görünmezdim sanki. Bir gölge gibi… Oradaydım ama kimse gerçekten beni görmüyordu. İç dünyam ise derin bir kuyunun dibindeki karanlık kadar boğucu ve sessizdi.
Hayatım, rüzgârda savrulan kuru bir yaprak gibi dağınık ve yönsüz hale geldi. Zorbalık sadece o anlarda kalmadı; içime yerleşti, beni toplumdan uzaklaştırdı, özgüvenimi parça parça aldı. Kendimi, terk edilmiş eski bir ev gibi hissediyordum: sessiz, yorgun ve ihmal edilmiş.
Bazen kendime soruyorum: Beni üzen gerçekten insanların söyledikleri mi, yoksa o sözleri içimde büyüten ben miyim? Gözyaşlarım onların yüzünden mi akıyor, yoksa ben o sözlere gereğinden fazla anlam yüklediğim için mi? Yüzüm kış güneşi gibi solgun hissediyordu; içim ise yanıp kül olmuş bir kömür gibi…
Ama şunu biliyorum: Ben de bir insanım. Tenimin rengi, yüzümün hatları, başkalarının “güzel” ya da “değil” diye nitelendirdiği şeyler benim değerimi belirlemez. Tek isteğim, bir insan olarak görülmek, duyulmak ve değer verilmek.
Belki de en önemlisi şu: Başkalarının çizdiği rotalarda kaybolmak yerine, kendi yolumuzu bulmak zorundayız. Çünkü insan, en çok kendini kabul ettiğinde iyileşmeye başlar. Ve belki o zaman aynalar da kırık değil, yeniden tamamlanmış bir yansıma gösterir.