Bugün kendinize bir iyilik yapın.
Telefonu bir kenara bırakın.
Gökyüzüne bakın. Bir çiçeğin yaprağındaki o kusursuz detayı fark edin.
Derin bir nefes alın ve hayatın aslında ne kadar olağanüstü bir mucize olduğunu tefekkür edin.
Çünkü düşünmek, gerçekten yaşamaktır.
Evin bir çatısı vardır. Gökyüzünün çatısı da sema tavanı misali dengede işliyor. Gökkuşağının renklerine, semanın mavi boyasına, ağaçların yeşil tonlarına, toprağın kahve çekirdeği rengine bir bakın. Bir çekirdek tohumu toprağa atıyorsunuz, bin meyve ve sebze veriyor.
Rahman esmasıyla yağmur, sisli bulutlarla sahneye çıkıp rahmetiyle damlalarıyla dans ediyor. Semadan inip toprakla buluşuyor. Gecenin karanlığını düşünün. Yaratıcımız bizi ince detayına kadar düşünmüş ki dağların içindeki sular, üzerlerinde bitki örtüsü olarak var edilmiş.
Bahçedeki karıncaların telaşına takılıyor gözüm. Milyonlarca tonluk yerküre kusursuz bir dengeyle dönerken, o minicik canlılar kendi dünyalarında rızkının peşinde koşuyor. Karıncanın attığı her adımda, ona yol veren bir İlahi Kudret var.
Peki ya bizler? Bizler de hayatın koşturmacasında tıpkı o karınca gibi rızkın, huzurun veya anlamın peşinden koşmuyor muyuz? Fark şu ki; karınca tabiatın ritmine tam bir teslimiyetle ayak uydururken, insan zihni gereksiz endişelerle yorulabiliyor.
Tefekkür etmek; sadece gökyüzündeki yıldızların veya bir yaprağın güzelliğine bakmak değildir. Asıl tefekkür, tüm bu yaratılışın ardındaki ilahi sanatı okuyabilmek, sebep ve sonuçların ötesindeki hikmeti görebilmektir. Düşünürler, bir saatlik tefekkürün manevi değerinin çok büyük olduğunu ifade ederler. Çünkü insanın aklını ve kalbini çalıştırarak işin şuuruna varması, hayatın gerçek anlamını bulmasına yardım eder.
> “Yemin olsun incire ve zeytine;
> Sînâ dağına;
> Ve şu güvenli beldeye!
> Şüphesiz biz insanı en güzel biçimde yaratmışızdır.” _(Tîn Suresi, 1-4)_
İncir meyvesinin içindeki tohumları gördünüz mü, Beyaz sütünü? İncir arısının içine girip onu tozlaştırması, yavruların çıkması ve onun içinde ölmesi… Bu, Rabbimizin sanatıdır. Sanatkâr ise Cenab-ı Hak’tır.
“Yedi göğü birbiri üzerine yaratan O’dur. Rahmân’ın yaratmasında bir düzensizlik göremezsin. Gözünü çevir de bak, bir çatlak görebiliyor musun? Sonra gözünü tekrar çevir (bak); gözün (aradığı bir bozukluk bulmaktan) aciz ve bitkin halde sana geri dönecektir.” (Mülk Suresi, 3-4)
Bir dakika… Dünyanın telaşında bir bakıp yönümüzü bir çiçeğe çevirip “Rabbim bunu ne güzel yaratmışsın, SübhanAllah” dedik mi? Bizi kusursuz yaratan Rabbimiz, derdimizi, sıkıntımızı da gidermez mi? At gözlüklerinizi çıkarıp etrafınıza bakıp tefekkür edin ki kâinatın muazzamlığını fark edebilesiniz. “Ne güzel yaratılmışlar, ne güzel hizmet ediyorlar” demeliyiz.
Peki ne için yaratıldık?
> “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” _(Zâriyât, 51/56)_
Tefekkürün iki meyvesi var. Birincisi şükretmek: Sahip olduğumuz nimetlerin farkına varmaktır. İkincisi derinleşmek: Karşılaştığımız zorlukların ardındaki hikmeti aramaktır. Ruhsal olgunlaşmamızı sağlar. Rabbimizi tanımamızı ve kendimizi, kâinatı okumamızı sağlar.
Tefekkür; düşünmek, derinleşmektir.
Tefekkür ederek kâinatı, kendinizi okumayı unutmayın.
Vesselam.