Tanıyor Musunuz Mayanızı
Bazen günün sonunda yaptıklarımı hatırlıyorum ama ne hissettiğimi tam bilemiyorum. Sanki gün bitmiş ama içim eksik kalmış gibi.
Koşturuyoruz.
Bir şeylere yetişmeye çalışıyor bazen de tamamlıyoruz. Ama insan bazen en çok kendine geç kalıyor.
Gün içinde kurduğum cümleleri düşünüyorum sonra. Gerçekten bana mı aitler, yoksa o anın içinde olması gerektiği için mi oradalar, emin olamıyorum.
Belki de insan en çok burada uzaklaşıyor kendinden. Kendisi gibi davrandığını sanarken, aslında sadece alıştığı gibi davranıyor.
“Kendi mayanı tanımak” dediğimiz şey de bu yüzden zor.
Çünkü insan kendini en çok düzgün olduğu anlarda değil, kontrolü biraz kaybettiği anlarda fark ediyor.
Birine gereksiz sert davrandığında mesela ya da hiç büyütmeyeceğin bir şeyin içinde kendini fazla bulduğunda.
O an bir durup düşünüyorsun:
“Ben gerçekten böyle biri miyim?” Ve bazen bu sorunun cevabı hoşuna gitmiyor.
Ama belki de insanın kendine yaklaşması tam olarak orada başlıyor. Sadece iyi yanlarını değil, taşımakta zorlandığı taraflarını da görmeye başladığında.
Bugünlerde herkes bir şeyleri çok net biliyor gibi. Herkesin bir fikri, bir duruşu var ama insanın kendine karşı bu kadar net olabilmesi o kadar kolay değil.
Çünkü kendine bakmak, dışarıya bakmaktan daha zor. Orada saklanamazsın. O yüzden çoğu zaman olduğumuz gibi devam etmeyi seçiyoruz.
Aynı tepkilerle, aynı cümlelerle, aynı hâllerle…
Sonra bir gün fark ediyorsun:
Sen, kendin sandığın kişi değilsin.
Sadece uzun zamandır tekrar ettiğin bir hâlin içindesin. Ve belki de insanın kendine sorması gereken ilk soru şu:
“Gerçek benliğim mi bu, yoksa sadece alışkanlıklarımın içinde mi yaşıyorum?”
Çünkü insan, kendine hiç bakmadığında değil, baktığı hâlde tanıyamadığında kaybolur.