Emek Hayal Ve Kül

Kalp dediğimiz o küçük et parçası, bazen dünyanın en büyük kumarbazına dönüşüyor. Mantığı bir kenara bırakıp, sadece hissetmenin o kör edici ışığına koşuyor. Birini seviyorsun; sanki ruhun o güne kadar nefes almamış da ilk kez ciğerlerine taze hava dolmuş gibi… Değer veriyorsun, göğüs kafesinde koca bir dünya kuruyorsun. Mutluluktan ayakların yerden kesilirken, aynı kalbin seni bir gece yarısı umutsuzluğun en karanlık çukuruna bırakabileceğini unutuyorsun. “Değdi.” Diyorsun başta. “Her şeye değer.”

Ama aşk, sadece hissetmekten ibaret değilmiş; bunu acı yoldan öğreniyorum. Aşk, devasa bir çaba istiyor. Her gün yeniden tanışmak için çabaladım, her sabah o bağ kopmasın diye ilmek ilmek işledim sevgimi. Konuştuk, saatlerce anlattım, dinledim. Onu mutlu edebilmek için kendi mutluluğumdan ödünç aldım, onu güldürdüğümde sanki dünyayı ben kurtarmışım gibi hissettim. Ama işte, yolun sonunda beni karşılayan şey o koca sevgi değil, buz gibi bir hayal kırıklığı oldu. 🙂

Orhan Pamuk Yeni Hayat kitabında aşkı şöyle tanımlıyor:

Aşk birisine şiddetle sarılma, onunla aynı yerde olma özlemidir. Onu kucaklayarak, bütün dünyayı dışarda bırakma arzusudur. İnsanın ruhuna güvenli bir sığınak bulma özlemidir.

Sarılmak, güvendir. Aşk, sarılmaktır. Ancak insanı koruyacağını sandığın o kucaklama, dışarıdaki dünyayı unutturmaya yetmiyormuş. O güvenli yuvanın duvarlarını tek başına inşa edemiyormuşsun.

Ben o yuvayı korumak, o çatıyı ayakta tutmak için tek başıma çabalarken anladım ki aşk sadece sıcak bir yuva özlemi değil, o çatıyı iki kişiyle ayakta tutma iradesiymiş. Sadece bir tarafın kürek çekmesiyle, tek bir kalbin çabasıyla o yuva kurulmuyor, o gemi limana varmıyor. Güven duymak için sarsılmaz bir inanç lazım; karşı tarafın da o kolları aynı şiddetle sana sardığına, seninle aynı yuvaya sığmak istediğine dair bir inanç. Heyecan lazım, sönmeyen bir aile ateşi lazım ki o sıcacık yuva zamanla buz gibi bir hayal kırıklığına dönüşmesin.

En çok da o yuvada kurduğum hayallere yanıyorum. Hani o küçük evimiz olacaktı? İçinde huzurun eksik olmadığı, dünyayı tamamen dışarıda bırakıp sadece bir aile olacağımız o sıcak yuva… Sonsuz mutluluğa inanmıştım ben o çatının altında. Şimdi ise ellerime bakıyorum; bomboş. O hayaller, avuçlarımın arasından süzülen bir kül yığını gibi rüzgarda savrulup gidiyor. Dokunmaya çalıştıkça daha çok dağılıyor, parmaklarımın arasından çıkıp uzaklaşıyor.

Geriye ne mi kaldı?
Biraz kırgınlık, çokça yorgunluk ve yanlış bir insana feda edilmiş yıllar. Kalbim hâlâ atıyor belki ama artık o eski heyecanla değil, sadece hayatta kalmak için…

Bu yazıyı oylar mısınız?
[Toplam: 1 Ortalama: 5]

Yazar

  • Osman Kepenek

    Merhaba, 2004 tarihinde Malatya’da dünyaya geldim. Eğitim hayatımı Malatya Turgut Özal Üniversitesi Sivil Savunma ve İtfaiyecilik bölümünden mezun olarak tamamladım. Meslek hayatıma Malatya İtfaiyesi bünyesinde yaklaşık bir yıl boyunca görev yaparak başladım, şimdilerde ise yaklaşık 5 aydır Erzurum’ da Arama Kurtarma Teknikeri olarak görevimi sürdürmekteyim.

    Benim için yaşamak, sadece nefes almak değil; başkalarının hayatına umutla dokunabilmektir. İnsanlara yardım etmeyi bir görevden öte, bir yaşam biçimi olarak görüyorum. İş hayatımın getirdiği o hareketli ve sorumluluk dolu dünyayı; kitap okuyarak, futbol oynayarak ve düşüncelerimi kağıda dökerek dengeliyorum.

    TB Blog ailesiyle sosyal medya aracılığıyla tanıştım. Paylaşılan içeriklerin samimiyeti ve özgünlüğü, beni de farklı bir bakış açısıyla yazmaya teşvik etti. Özellikle mesleğim gereği yollarımızın kesiştiği, hayatına dokunma şansı bulduğum insanların hikayelerini ve bu süreçteki hislerimi paylaşmak adına kalemi elime aldım. Bu değerli ailenin bir parçası olduğum için oldukça mutluyum.

Osman Kepenek

Merhaba, 2004 tarihinde Malatya’da dünyaya geldim. Eğitim hayatımı Malatya Turgut Özal Üniversitesi Sivil Savunma ve İtfaiyecilik bölümünden mezun olarak tamamladım. Meslek hayatıma Malatya İtfaiyesi bünyesinde yaklaşık bir yıl boyunca görev yaparak başladım, şimdilerde ise yaklaşık 5 aydır Erzurum’ da Arama Kurtarma Teknikeri olarak görevimi sürdürmekteyim. Benim için yaşamak, sadece nefes almak değil; başkalarının hayatına umutla dokunabilmektir. İnsanlara yardım etmeyi bir görevden öte, bir yaşam biçimi olarak görüyorum. İş hayatımın getirdiği o hareketli ve sorumluluk dolu dünyayı; kitap okuyarak, futbol oynayarak ve düşüncelerimi kağıda dökerek dengeliyorum. TB Blog ailesiyle sosyal medya aracılığıyla tanıştım. Paylaşılan içeriklerin samimiyeti ve özgünlüğü, beni de farklı bir bakış açısıyla yazmaya teşvik etti. Özellikle mesleğim gereği yollarımızın kesiştiği, hayatına dokunma şansı bulduğum insanların hikayelerini ve bu süreçteki hislerimi paylaşmak adına kalemi elime aldım. Bu değerli ailenin bir parçası olduğum için oldukça mutluyum.

You may also like...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir