Geçmişin Tadı Modernizmin Acısı

İnsanoğlu ne zaman yeni çağın hızına yetişemese, eski zamanların sıcak ve güvenli limanına sığınır. Büyüklerimizin sık sık söylediği “Ah ah! Nerde o eski günler?” cümlesi sıradan bir cümle değildir. Bu cümle aslında yeni çağdaki moda ve sadelik adı altında bizlere aşılanan o soğuk algının altında artık eskisi gibi sıcak hissedememenin yarattığı özlem cümlesidir. Bireyler içgüdüsel olsa gerek, toplumun yarattığı algıları ne kadar çok kişi yaparsa o algı doğrudur düşüncesindeler. Fakat aslında en büyük yanılgı burada başlar. Çünkü zamanla kendi fikir, düşünce ve zevklerimizden uzaklaşıp toplum neyi doğru bulursa onu yapıyor, neyi güzel gösterirse onu giyiyor, neyi daha iyi kalıbına sığdırırsa o şekle bürünüyoruz.

Eskilere duyulan özlem de tam olarak bu noktada başlıyor. Çünkü artık insanlar toplumsal algıları yanlış olsalar bile hayatlarına dahil edip aynı kişiliklere bürünmeye çalışıyorlar. Estetik algısı toplumda nasıl güzel bulunuyorsa öyle olmaya çalışıyoruz; bizleri bir kalıba sığdırmaya çalışıyorlar ve bizler o kalıba onlar zorlamadan giriyoruz. Neden? Çünkü toplum bunu güzel gösteriyor. Eskiden insanlar tüketim israfını önlemek için kardeşlere birbirlerinin kıyafetlerini giydirirken, şimdi insanlar dönüşümlü kıyafet giymeyi bırak daha kıyafetleri eskimeden modaya uygun olsun diye yenisini alıyorlar.

Artık hiçbir şey eskisi kadar renkli değil; çünkü toplumumuzda “sade olursa güzeldir, sadelik zarif gösterir” algısı başladı. Renkler azaldı, sadeliğe geçildi. Yine aynı şekilde artık geleneklere de fazla önem verilmemekte; bayramlarda büyüklerin yanına değil restorantlara ve tatillere gidiliyor, düğünlerde yabancı şarkılar geleneksel halk oyunlarından önde tutuluyor. Artık eski zamanlara, geleneklerimize değil; yeni ve aynı toplumsal algılara öncelik veriyoruz.

Büyüklerimizin “Nerede kaldı o eski günler?” diye sızlanmaları aslında onların çok geride kalmış olmalarından değil, bizlerin bu soğuk dünyaya çabuk alışmamız ve onların alışamamasından ötürüdür. Artık o kadar aynı, sade ve renksiz dünya içerisinde durduk ki bazen bizler de sıcak ve eskisi gibi hissettiren bir şeyler arıyoruz. Belki çocukluğumuzda oynadığımız birkaç oyun ya da sadece arkadaşlarımızın ailelerinden istediğimiz izinler, bayramlıklar ve lunaparka gitmek için heyecanla beklediğimiz o bayram günleri ya da komşuluğa verilen değerin azalmadan önceki o renkli evlerimizde beraber yiyip içtiğimiz o güzel yemek sofraları… Belki biraz da o eski günlerdeki çiçekli tişörtlerimiz ve kot şortlarımız arasındaki uyumsuzluğu arıyoruz.

Alıştık sanıyoruz ama aslında henüz bizler de bu zamana ve hızına ayak uyduramıyoruz. Bir süre sonra bizler de eskiyi arıyor ve toplum algılarına uymaktan sıkılıyoruz. Geçmişin güzelliği ve renkleri çocukluğumuzla, modernizmin sıkıcılığı ve sadeliği de bizimle kalıyor.

 

Bu yazıyı oylar mısınız?
[Toplam: 0 Ortalama: 0]

Yazar

  • Kardelen Altuntaş

    Merhaba! Ben Kardelen Altuntaş. İstanbul doğumluyum. Lise öğrencisiyim. Yazı yazmak küçüklüğümden beri benim için tutkuydu. TB Bloğu tanıdıktan sonra 1 yıl takip ettim ve ardından başvurma kararı aldım. Başvurum kabul olunca da muhteşem bir ekip ile karşılaştım ve yazmayı daha da sevdim. Umarım bundan sonra da başarıya attığımız her adımda sizler de bizimle olursunuz.💜

Kardelen Altuntaş

Merhaba! Ben Kardelen Altuntaş. İstanbul doğumluyum. Lise öğrencisiyim. Yazı yazmak küçüklüğümden beri benim için tutkuydu. TB Bloğu tanıdıktan sonra 1 yıl takip ettim ve ardından başvurma kararı aldım. Başvurum kabul olunca da muhteşem bir ekip ile karşılaştım ve yazmayı daha da sevdim. Umarım bundan sonra da başarıya attığımız her adımda sizler de bizimle olursunuz.💜

You may also like...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir