Kesilen parmağın acısını ilk anda anlamayız. Acıyı asıl sonraki günlerde hissederiz. Hayatımızdaki insanlar da böyledir; bıraktıkları acı anılar, yoklukları zamanla daha çok hissedilir.
Çoğumuz geçmişe takılıp orada kalıyoruz. Köteleşiyoruz adeta. Oysa arkadaşlıkta ve çevremizde insanlara gerektiğinden fazla duygumuzu verirsek, o duygu israf olmuş olur.
Kalbimizde bir sıralama olmalı: İlk sırada Allah (c.c.), ikinci sırada Peygamber Efendimiz (s.a.v.), sonra sahabeler, sonra anne ve baba, sonra akrabalar ve sonra dostlarımız. İlk sıraya arkadaşı koyarsanız, duygunuz israf olur. Üzülen yine siz olursunuz.
Zaman Ne Çabuk Geçiyor…
Hayatın koşturmacası içinde hepimizin diline pelesenk olmuş bir cümle vardır: “Zaman ne çabuk geçiyor.”
Çocukken bitmek bilmeyen o upuzun yaz tatilleri, büyüdükçe nasıl oluyor da bir göz kırpışı kadar kısa gelmeye başlıyor? Saatlerin hızı hiç değişmediği halde, geçen zamanın ruhumuzda bıraktığı his neden sürekli başkalaşıyor?
Zaman, aslında elimizden kayıp giden kum taneleri gibi. Onu tutmaya çalıştıkça parmaklarımızın arasından daha hızlı süzülüyor.
Geçen zamanı en çok küçük detaylarda fark ederiz. Eski bir albümdeki sararmış bir fotoğraf karesi, sokakta yürürken aniden burnumuza gelen o eski çocukluk parfümünün kokusu, artık sadece hatıralarda kalan mahalle kültürleri… Hepsi bize zamanın acımasız ama bir o kadar da büyüleyici akışını hatırlatır.
Eskiden geleceğe dair planlar kurarken, bir bakmışız geçmişin muhasebesini yaparken buluyoruz kendimizi. Zaman geçtikçe sadece takvim yaprakları eksilmiyor; önceliklerimiz, hayata bakışımız ve hatta güldüğümüz şeyler bile değişiyor.
Anı Iskalamak:
Zamanın bu kadar hızlı geçmesinden dert yanmamızın asıl sebebi, çoğunlukla “ânı” ıskalıyor oluşumuzdur. Zihnimiz sürekli ya geçmişin keşkelerinde ya da geleceğin endişelerinde gezinir.
Oysa geçen zamanı durdurmanın ya da yavaşlatmanın tek bir yolu var: Şu anı gerçekten yaşamak.
Telefon ekranlarına sıkışmış hayatlarımızda, sevdiklerimizin yüzüne bakmayı, rüzgarın sesini dinlemeyi veya sadece hiçbir şey yapmadan durabilmeyi unuttuk. Zamanı kaliteli kılmadığımızda, o da bizden intikam alır gibi hızla akıp gidiyor.
Zamanı Suçlamayı Bırakmak:
Geçen zamanlar için üzülmek ya da sürekli nostalji denizinde boğulmak yerine, zamanın getirdiği olgunluğu kucaklamak belki de en doğrusudur. Her geçen yıl, yüzümüze eklenen her çizgi ve saçımızdaki her beyaz tel, aslında yaşanmış birer hikayenin, kazanılmış birer tecrübenin madalyasıdır.
Zamanı durduramayız ama onun içinde nasıl yürüyeceğimizi kendimiz seçebiliriz.