Küçüklüğümüzden bu yana bize hep kaçmayı öğrettiler. Öyle bir benimsedik ki oyunlarımızın içerisine dahi kattık. Körebe, ebelemece, yakantop ve daha bir çok oyunlarda kaçtık, kovalandık, yakalandık; sonucunda bize öğretilen bu eylem hayatlarımızın içerisine kadar işlendi.
Gerek sorumluluklarımız, gerekse sorunlarımız olsun, başa çıkamadığımız tüm duygusal yüklerimizden ya kurtulduk ya da kaçtık. Kurtulamadığımız tüm sorunlar üzerimizdeki yükleri daha da arttırdı.
Kaçtıkça zorlandık. Sanki tüm duygusal yüklerimiz yolumuzun ortasında bir çukur açtı ve bizler o çukurun üzerini battaniye ile örtmeye çalıştık. Her zamanki gibi kaçtığımız sorunları üzerini örterek sakladık. Ta ki yeni bir sorun gelene kadar. Ya bir gün duygusal yüklerimizin üzerindeki battaniyenin altında çukur olduğunu unutup da üstüne basarsak. İşte o zaman kaçmaya çalıştığımız sorunlarımız çöküşümüze neden olur.
Kaçmak belki bize yıllar boyunca bir oyun gibi öğretilmiş olabilir fakat bu durum o oyunları hayatlarımıza dahil edip sorunlarla başa çıkmaktansa kaçmamız gerektiği anlamına gelmez. Biz başa çıkmayı öğrenmezsek yüklerimiz daha da artar ancak en başından çözüm üreterek üstesinden gelirsek veya kabullenirsek işte o zaman çukur yerine sağlam bir zemine basarız.
Her gün acaba o çukura basar mıyım korkusu ile yaşamayı istemiyorsak, o çukuru açan sorunlardan kaçmamalıyız. Siz siz olun bastığınız yeri kendiniz istediğiniz gibi şekillendirin, kaçmayın çünkü kaçmak sadece oyunlarda kurtarır.