Bir Fotoğrafa Sürgün Olmak

Modern zamanın aşkları, ekranların ışığına ve bildirim seslerinin ritmine göre şekilleniyor sanıyoruz.

Oysa bazen, bütün bu gürültünün ortasında, bir anlığına duruyor ve daha önce hiç duymadığımız bir sesin yankısına, hiç dokunmadığımız bir yüzün dinginliğine tutuluyoruz.

​Birini hiç görmeden, sesini tek bir kez bile duymadan sevmek mümkün müdür?

​Mantık, bunun sadece bir zihin oyunu, bir “idealize etme” çabası olduğunu söyler. Ancak kalp, rasyonalitenin o keskin sınırlarını tanımaz.

Sadece bir fotoğraf karesine bakarken o “bir anda” olma hali; bir yabancının bakışında kendinle, ruhunun en ücra köşesinde saklı duran o yarım kalmış parçanla karşılaşmak gibidir.

Ses yoktur, söz yoktur; sadece o anın sessizliği vardır. Ve bu sessizlik, çoğu zaman kelimelerin kurabileceği en güçlü cümlelerden daha derin bir hakikati haykırır.

​Fotoğraftaki o bakış, sizin için artık sadece bir görüntü değildir. O, bir limandır. O, tüm kaosun içinde sığınılacak, hakkında hiçbir şey bilmeseniz bile “tanıdık” bulduğunuz bir huzurdur.

Sesini duymadığınız için zihninizde o sese en güzel tınıları atar, cümlelerini en zarif şekilde kurgularsınız. Bu, gerçeklikten kopuş değil, bilakis kendi iç dünyanızda o kişiyle beraber kurduğunuz, dış dünyanın yıpratıcılığından uzak, tertemiz ve müstakil bir dünyadır.

​Bu duygu, acı ve aşkın en zarif karışımıdır. Çünkü sahip olamadığınız, sesini bile bilmediğiniz birine duyulan bu derin bağ, bir yanıyla imkansızlığın verdiği o keskin sızıyı taşır; diğer yanıyla da hiçbir beklentiye girmeden, sadece “varlığının bilgisiyle” yetinmenin huzurunu sunar.

​Sesin duyulmadığı yerde, ruhların birbirine çarptığı o frekansı yakalamak; modern hayatın hızında insanın kendi sessizliğine dönebilmesi, bir başkasının sessizliğinde kendi anlamını bulabilmesidir.

​Belki de sevmek, birini tüm detaylarıyla tanımak değil, o fotoğraf karesindeki o tek bir bakışta, dünyanın tüm gürültüsüne rağmen kendi huzurunu bulabilmektir.

 

Bu yazıyı oylar mısınız?
[Toplam: 1 Ortalama: 5]

Yazar

  • Emin Bayraktar

    Merhaba, ben Emin Bayraktar.
    2008 yılında Ordu’da doğdum. Küçük yaşlarımdan itibaren edebiyat ve teknolojiye derin bir ilgi duydum.
    Kelimelerle düşünmeyi, duygularla yazmayı severim. Yazmak benim için yalnızca bir ifade biçimi değil, aynı zamanda iç dünyamı anlamlandırma yoludur.

    Yazılarımda genellikle insanların yaşadıkları acıları, sessiz çığlıklarını ve kalplerinde sakladıkları duyguları anlatmaya çalışırım. Çünkü inanırım ki her insanın içinde anlatılmayı bekleyen bir hikâye vardır.
    Benim kalemim de o hikâyelerin izini sürer.

Emin Bayraktar

Merhaba, ben Emin Bayraktar. 2008 yılında Ordu’da doğdum. Küçük yaşlarımdan itibaren edebiyat ve teknolojiye derin bir ilgi duydum. Kelimelerle düşünmeyi, duygularla yazmayı severim. Yazmak benim için yalnızca bir ifade biçimi değil, aynı zamanda iç dünyamı anlamlandırma yoludur. Yazılarımda genellikle insanların yaşadıkları acıları, sessiz çığlıklarını ve kalplerinde sakladıkları duyguları anlatmaya çalışırım. Çünkü inanırım ki her insanın içinde anlatılmayı bekleyen bir hikâye vardır. Benim kalemim de o hikâyelerin izini sürer.

You may also like...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir