TÜRKİYE'NİN BLOĞU · GENÇLİĞİN YAZI TAHTASI7 Kasım 2026
Gençliğin yazı tahtası…

Hissiz Izdırap

Yazan Nadiye Durukan · 7 Ocak 2024 · 2 dakika okuma
Yazıyı Dinle · Okuma Modu
Türkçe anlatım, akıllı telaffuz ve kaldığın yerden devam
%0

Seslendirme, cihazınızdaki Türkçe ses desteğine bağlıdır.

Canımı yakan cümleler kurmuştum çoğu kez fakat hiçbiri bu kadar acıtmamıştı. “Git.” demiştim net bir şekilde.

“Git…”

Aslında “Gitme.” demek istemiştim, “Bırakma, ben bir başıma yapamam bu bedende. Ne olur terk etme beni..” Sözlerimin altındaki anlamları yine yalnızca ben anladım tabi.. Ruhum terk etti beni. Ondan rahatsız olduğumu düşündüğü için gitti. Aslında yanlış düşünmüyordu ama gitmemeliydi. İnsan ruhu olmadan nasıl yaşayabilirdi ki? Mümkün müydü böyle bir şey? Bilmiyordum, deneyecektim.

 İlk defa…

Tepkisiz bir hayat başlamıştı benim için. Ruhsuz bir beden nasıl olursa öyle işte. “Ölü gibi…” Düşüncelerim kafamdan silinmişti sanki, dudaklarım ne bir tebessüm ne de bir hüzün belirtisi gösteriyordu. Bu ruh nasıl bir şeydi de bedeni onsuzken yalnızca bir et parçası haline getiriyordu? Hayret bile edemedim. Çünkü alınmıştı hepsi benden. Daha doğrusu, ben öyle istemiştim. Ruhumun yalnızca çok konuşup, çok acı çektirdiğini düşünmüştüm. Onsuz daha kolay yaşayabileceğim yalanına inandırmıştım kendimi. Gerçekler hiç öyle olmamıştı. Ruhum, benliğime ait ne varsa alıp götürmüştü benden. Ben ise artık yalnız bile değildim.

Pişman olma lüksüm yoktu. Ağzımı açıp “Geri gel.” demem mümkün değildi. Öylece beklemek kalmıştı yalnızca. Bir et yığını, beklemekten başka hiçbir şey yapamazdı. Yapamadım. Tavana dikilmiş bakışlarım bir anlam taşımıyordu artık. Öylece havada süzülüp çarptığı ilk noktada göz kırpmaksızın duruyordu. Hareket eden tek şey, açık duran gözümden akan yaşlar oldu. Bedenimi tekrar harekete geçirebilecek bir çarem yoktu. Kabullenmeli, belki de çürümeliydim… Sonunu düşünmesem dahi bunu ben istemiştim. Sonuçlarına katlanmalı ve acıyı hissetmeliydim.

Ruhsuz bir şey hissedilmez sanıyorsunuz öyle değil mi? Ben de öyle sanıyordum. Halbuki ruhun yokluğu, bıraktığı boşluktaki o soğuk rüzgarın orayı nasıl yaktığı hissedilirmiş. Nefessiz bıraktığı o et yığınının nasıl eridiği ilmek ilmek işlenirmiş o bedene.

Bunları öğrenecek ve ben de hissedecektim. İliklerime kadar işleyecek ve bu his beni içine hapsedecekti. Bu, kendime verdiğim son ceza olacaktı. Benliğimi kendimden uzaklaştırmanın cezası, sonsuz bir ızdırap olacaktı.

Öyle de oldu…

Ruhum geri dönmedi. Beklemek, gözyaşlarımı iyice tenime kazıdı. Bedenim, çürümeyle tanıştı ve kendini hapsettiği ızdırabın içinde soldu gitti. Kalan parçaların arasından son bir cümle yükseldi havaya.

“Git…

◉ 0 doğrulanmış görüntülenme
OKUR ETKİLEŞİMİBu yazı sizde iz bıraktı mı?Beğenin, paylaşın veya düşüncelerinizi yorumlarda belirtin.
Yorum yap (0)

TB BLOG · OKUR GÖRÜŞLERİ

Yorumlar (0)

Yazıya dair düşüncelerinizi paylaşın. Yorumlar yayınlanmadan önce incelenebilir.

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazabilirsiniz.

Yorumunuzu paylaşın

Hızlı Menü
Hızlı Menü
Bizi Takip Edin